hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2010

Lethe

Bundan çok çok zaman önce, insanlar yalnizca bir yerde yasarmis, “unutus sehri” denilen yerde. Ismi böyleymis çünkü sehrin tam ortasindan “unutus nehri” geçermis. Yeryüzündeki bütün sular ondan gelir ve ona geri dönermis.

Bütün su parçalari ondan ayrildiktan sonra ona dayanilmaz bir özlem duyarmis, ayrildiklarinda kendilerini hatirlar, onla birlestiklerinde ise onda kendilerini unuturlarmis. Bilge insanlardan birisi bu öyküyü duydugunda kendi kendisine sunu sormus :

“ Bunlar neden kendilerini hatirlamak degil de kendilerini unutmak istiyorlar ? Neden ona özlem duyuyorlar ? ”
Buna cevap verilmeden önce anlatilmasi gereken baska seyler de varmis.
Nehre yalnizca baska su parçalari katilmazmis, insanlar da o nehre girermis ve bambaska kisiler olarak çikarlarmis. Söylendigine göre nehir herkesi kabul etmez, kabul etmediklerini kendisinde bogarmis. Baska bir bilge insan da sunu sormus :

“ Nehir neden bazilarimizi boguyor da, bazilarimiza ölümlüyken ölümsüzlügü armagan ediyor? ”
Bilgenin ölümüyken ölümsüz olmaktan kastettigi, insanlarin nehre her girislerinde geçmiste yasadigi acilari unutmalari ve yalnizca güzellikleri hatirlamalariymis. Nehir bunlarla da kalmiyor, insanlarin istedigi kaderi onlara bagisliyormus… ( Tabi bunlar sadece insanlarin anlattiklari. )
Fakat insanlarin yapmasi gereken bir seçim varmis, o da nehre ne zaman girmeleri gerektigi üzerineymis. Herkesin bir hakki varmis, ayrica nehre girecek olan bogulma riskiyle de karsi karsiyaymis.

Seçim zamani ve bogulma konusunda anlatilan çesitli hikayeler varmis, ama en yaygin olani suymus :

“ Insanlar nehre girecekleri zamani bogulmaktan korkmadiklari zaman seçmelilermis, böylece en yüce güzellikler ve sonsuz hayat onlara bahsedilirmis. Bogulmaktan korkanlar ise insanliklarindan olur, sonsuzlugun sahte bir görünüsünü yasarmis. Bogulmaktan korkmayanlar ise gerçek sonsuzluga yol alirmis, gerçek yasamin en derinlerine…”

Bunu çok çesitli sekillerde yorumlayanlar oluyormus, ama genel olarak bogulmaktan korkmayanlarin bogulmadigi düsüncesi hakimmis… Içlerinden yalniz birkaçi farkli düsünüyormus. Bunlar içinde de kendisinden en emin olan bir tanesi varmis, Lethe isminde bir genç. Düsüncesini hiç kimseye anlatmamis ve bir gün ansizin merakli bakislar altinda nehre girivermis. Onu bir daha gören olmamis. Sehir halki onun da digerleri gibi korktugundan boguldugunu düsünmüs…

Lethe suya girer girmez sonsuz isik demeti gözlerini kamastirmis, suyun içerisinde nefes alabildigini hissetmis… Akinti onu nehrin en derinlerine çekmis ve kendini birden daha önce hiç görmedigi bir yerde buluvermis. Etrafina toplananlardan bazilarini tanimis, önceden boguldugu düsünülen kisilermis bunlar…

“ Neden bu kadar geciktin ?” demis içlerinden biri.

Lethe sasirmis ve herhangi bir cevap verememis.
Baska bir kisi devam etmis :

“ Biz gerçekten bogulmaktan korkmayanlariz, tam anlamiyla nehirde kendini unutmaya hazir olanlariz . ”

“Anliyorum ama neden bu saklaniyor digerlerinden ? “

“ Kimseden bisey saklandigi yok, sadece herkes kendisi bulmak zorunda, hepsi bu. Kimseye sahip olmadigi sey verilemez.”

Lethe’ nin geldigi bu yerde insanlar çok mutluymus, kötülük ve çirkinlik orada adeta hiçlige devinmis, yok olmus. Lethe hiç gecenin gelmedigi yerde, digerlerinin de bundan haberdar olmasi gerektigini düsünüp durmus. Ve suya tekrar girmis, bundan sonrasini pek hatirlamiyor ama uyandiginda kendisini unutus sehrinde buluvermis…Kendine geldiginde, ona ne oldugunu sormus :
Sehir halkindan birisi onun bogulmak üzereyken kurtarildigini söylemis.
(Aslinda Lethe’ nin suda boguldugunu düsünmüslerdi, fakat unutus nehri bunu onlara unutturmus ve zihinlerine baska bir durumu yazmisti.)
Lethe bu cevap karsisinda sasirip kalmis, ve buna inanmak istememis.
Hiç gece olmayan yerin olmadigini düsünmek onu çildirtmis, artik hiç kimsenin ona inanmayacagini biliyormus, gene de bazi kisilere anlatmis. Anlattigi kisiler onunla alay edip, çildirdigini düsünmüsler. Sehir halkinin da görüsüyle onu bir yere kapatmislar, oradan ölünceye kadar hiç çikartilmamis…O sehirde olup da ölen tek kisi oymus!

Unutus irmaginin ismini Lethe’ den aldigi söylenir, bu hikayeyle nehir ve Lethe özdes olmustur. Lethe “kendini” nehirde birakmis, çildirmistir. Nehir ise Lethe’ nin bu durumuna üzülür, onu tekrar gecenin olmadigi sehre de götüremeyecegini bilmektedir.Ve onun ismini alarak onu ölümsüzlestirir, artik nehrin ismi Lethe olmustur. Böylece unutus irmaginda ölen tek kisi “kendini” unutus irmaginda yeniden bulmus ve ölümsüzlügünü kazanmistir.
Öykü böyle sonlaniyor ama Bilgelerin sordugu sorulara da yanit vermeliymisiz, yoksa bizde o nehirde bogulurmusuz…( aslinda böyle yaparsak ölümsüzlüge bile kavusabiliriz.)
Ilk soruya söyle yanit verilebilir, su parçalari nehirden ayrildiklarinda kendilerini hatirliyormus ama zamanla bu hatirlama etkisini yitiriyormus ve nehre geri dönüp kendilerini tamamen unutmak istiyorlarmis, çünkü hatirlama etkisini yitirdikten sonra onlari nehre karsi dayanilmaz bir özlem sararmis. Özlem ancak onunla bütünlesince son bulurmus, nehre girdikleri anda kendilerini unuturlarmis ama nehre ilk girdiklerinde “kendiyi” yani kendilerini hatirlamalari gerekirmis ki “kendilerini” unutabilsinler… Orasi hem “kendi” olduklari hem de “kendilerini” yitirdikleri tek yermis.
Ikinci soruya ise söyle karsilik verilebilir. sehirdekiler ölümsüzlügün yani tüm mutluluklarin kendilerine; bogulmadiklari için, bogulmaktan korkmadiklari için verildigini düsünürmüs, ama aslinda durum tam tersiymis. Öyle ki asil korkanlar onlarmis ve gerçeklerden habersiz olarak sahte bir dünya içerisinde yasamaktaymislar. Bogulanlar ise gerçek hayata gözlerini açanlarmis aslinda, gerçekten korkmayanlar ve kendi kaderlerini kendileri yaratmayi göze alanlarmis!
Ama en önemli noktayi unutmak bu sirlari anlatana hiç yakismazmis :
O da suymus :
“Gecenin hiç olmadigi yerde kendi kaderlerini kendileri yaratmayi seçenler yasarmis ve onlar gerçekten de ölürmüs. Çünkü sonsuzluk sonluluk olmadan yasanmazmis. Lethe nehrinin kenarinda yasayanlar ise kendilerini aslinda olmayan kadere biraktiklari için gerçek hayata hiç yaklasamayanlarmis, onlar sonsuzlugu sonlu olmadan yasamak isteyenlermis ve korkmadiklarini söyledikleri halde kendilerinden en çok korkanlarmis…”



29 Ocak 2010

Darwin kirilmasin diye ...

Biri bir kac ay once doktor olmus digerleri hala doktoralarina devam eden fizikten 3 arkadasim ile gecen aksam okulun ordan taksiye bindik Taksim'e gitmek icin. Tabii bize askerde basina gelenleri anlatiyordu bir onceki yazida da belirttigim gibi. Darwin, evrim falan filan derken, taksici dayanamadi ve konusmaya atladi hem de sunun gibi sacma bir cumleyle: "Siz Darwin'in evrim teorisini biliyor musunuz?"
Biz neden bahsediyorduk ki?
Evet dedik biliyoruz. devam etti sevgili amcamiz. "O curutuldu biliyorsunuz!" ..!??*!!
Biz ilk basta ortam gerilmesin diye bir sey soylemedik sadece boyle kesin seyler soyleyemezsiniz dedik. Sonra devam etti, ve sonucta evrim teorisi canlilarin varoluşunu inkar ediyor varoluş mucizesini yok sayiyor dedi. Agzindaki baklanin aslinda bu oldugunun tabii hepimiz farkindayiz. Darwin vs Tanri.
Arkadaslarimdan biri gene duzgun bir bicimde acikladi, Darwin varolus hakkinda bir sey soylemiyor ki diye.

Taksici bu sefer iyice cosuyor ve evrim teorisi ile beraber materyalizmin de coktugunu, bunlari bir kitapta okudugunu soyleyerek sahlaniyor kendince. Devaminda da "evrim teorisi guclu olanin hayatta kalmasi gucsuzun ise yasamina devam edememesi" diyor. Mesel bu Stalin, Hitler ya da Amerika'nin baskici tutumu hep Darwin'den sonra ortaya cikiyor" diyip kendince evrim teorisini suclayici bize gore ise tam da evrimi kanitlayici ornekler veriyor.

Sonunda bir arkadasim daha fazla dayanamayip, sakin bir ses tonu ile, "Darwin'in hatri icin mi bu baskici tutumu surdurup, gucsuzu eziyorlar? Oyle sey olur mu" diyerek son noktayi koydu.

O gece butun kadehlerimizi Darwin kirilmasin diye ictik...

Yüzde Bir

Coookkk sevdigim bir arkadasim askerden geldi. Kendisi hem antimilitarist hem 32 yasinda hem de uyumayi seven biri oldugu icin dusuncelerini tahmin edersiniz az-cok

Her gunu tekk tek saydim dedi. Sizin o onemsemediginiz gunlerin her birini biliyorum ben dedi.
Banyo yapmak icin 150 metre yürümek, bir ara sicak su bulunmadigindan haftada bir banyo yapmak, sicakta deli gibi terleten sogukta donmana en ufak engel olmayan kiyafetler giymek. Sabah havanin en soguk oldugu saatlerde 4-6 arasi nobetleri. astlar-ustler. Sadece gorunen sorunlari.
Bunu disinda 600 kisi icinde baska doktorun bulunmamasi. Ben fizik doktoruyum, normal bildiginiz doktor degil bile desen bilegim agriyor suna bir bakiversen diye sana gelenler.
Sevgisizlikten ve acliktn birbirlerini boyunlarindan opup, eski maceralarini birbirlerine anlatirken, yüzde yüz karim bakire olmali mentalitesi. Darwin teorisine inancin yuzde sifir olmasi ve azimle baliklar, evrimlesme, zaman falan diye anlatan arkadasima madem oyle biz neden yuzemiyoruz sorulari...

Sonunda farkediyoruz ki bizler kapali bir fanusun icinde yasiyoruz aslinda. Turkiye bizden olusmuyor. DTP'nin kapatilmasini cahilce destekleyen, Darwin'i deli olarak goren, müslüman, türk ve erkek olmayanlari yok sayan, 30 yasindaki bir erkegin evli ya da nisanli olmamasina saskin gozlerle bakan, nenden-sonuc aramayan bir toplumuz biz.

Bebekten katil, bir katilden de tv yarisma programina juri yapabilen posta okuyan bir toplumuz hem de...

28 Ocak 2010

Ne o Sarap nereye boyle?

1 ay oldu...
Ama hala inanasim gelmiyor. sanki bolume gittigimde onu gorucekmisim gibi geldigi icin, gercekle yuzlesmemek icin nadiren okula gidiyorum artik. Zaten bir turlu gecmeyen oksurugum geceleri bir kac saatlik uykumu da elimden aldigi icin ancak sabaga karsi uyuyabiliyorum. Bu da sabahlari uyanamama neden oluyor.

Inananiyorum evet! Kar topu oynadigimizda sanki birini daha aramamiz gerekiyor gibi geliyor. Ya da basket maci yaptigimizda... Sarap ictigimzde de... o kadar ozdeslesiyor ki Omer Hayyam'in dizeleri geliyor aklima;

Şarap sen benim günüm güneşimsin!

Öyle bir dolsun ki seninle içim.

Bir bildik görünce beni sokakta:

Ne o şarap nereye böyle? desin.


Olaylara karsi tepkim biraz daha azaldi sanki ama insanlara tahammül derecem de gitgide daraliyor. Haftalardir gormedigim ve zorunlu olmasak gorusmeyecegimiz birinin, ilk gorusmemizde bana sinav notunu soylemesi mesela... Zerre kadar ilgilendirmiyor beni. Bir de 25 yasina gelmis ama hala arkadaslariyla bile konusurken "bana su bardagi VEYİY misin?" diye konusan insanlara tahammul edemiyorum. Eger bu bir kusursa evet en buyuk kusurum tahammulsuzluk...

Sonra bir de su dusunce var tabii. En yakin dostlarimi dusunuyorum. Onlardan birini kaybetseydim aklimi yitirirdim sanirim. Sonra onun en yakin dostlarini dusunuyorum. Ve dusundukce icinden cikilmaz bir hal aliyor durum.

Sonra acaba alkolun etkisi var mi diyorum. İckiliyken yapilacak seyler;
-Eski sevgiliyi arayabilirsin mesela ya da mesaj atabilirsin
- Gidip platonik askina onu sevdigini soyleyebilirsin
- Hic tanmimadigin biriyle sabah edebilirsin geceyi
- Ya da cep telefonunu cuzdanini kaybedebilirisn, hatta ayakta duramayip dusebilirsin bile
ama
- hayatina son vermeyi dusunmeyeceksin asla! Kopruden uzak durucaksin ya da ilaclardan.

Ve hayattan keyif almadigin zamanlarda istersen kendini sigara ve ickiye bogacaksin ama hicbir zaman kacisi bir secenek olarak gormeyeceksin...

30 Aralık 2009

Cant change what Happened

Ali Hikmet Karayel...
26 aralik 2009 aksami, bir arkadasinin dogum gunu (yani benim) kutlamasina katilan A. H. Karayel, gece her zamanki gibi baska bir barda muzik dinlemek icin arkadaslarindan ayrilir. Eve donerken beni alin der, her zamanki gibi. Ama bu sefer arkadaslarini beklemeden terkeder tek basina gittigi bari. Taksiye biner ve Hisarustu'ne gider, oturdugu mahalleye. Sonra, nedendir bilinmez ama, kopru yoluna girelim der, taksici soylenir kopru yoluna girecektik madem neden Hisarustu'ne kadar geldik diye. Sen devam et der A. H. Karayel. Koprudeyken, midem bulandi arabayi kenara ceker misin der. Taksici olmaz yasak diye cevap verir. Bogazima yapisti zorla durdurdu arabayi dersin der A. H. Karayel. Taksici arabayi durdurur durdurmaz sir olur gider A.H. Karayel. Her zamanki gibi "sir" olur... Cep telefonunu, cuzdanini ve kazagini takside birakir. 10 dakika sonra arkadasi arar onu ama taksici acar. Durumu anlatir. Arkadaslari kopruye gider, gider ama inanmazlar, inanamazlar. Ta kiii, ta ki sabah Istinye'de basket potalarinin hemen onunde, denizde cansiz bedeni bulunana kadar... Yureginin, beyninin, enerjisinin hicbir zaman sigmadigi bedeni...

Yasama dair en ufak istegi kalmamis bir anne, guclu olmaya calisan bir baba, inanamayan arkadaslar, keskelerle dolu dostlar kalir geride. Hiii bir de sacma sapan gazete haberleri. Hepsi yalan, hepsi ruhsuz hepsi magazinsel...


Ahhh be Hikmet, pazartesi gunu okulda toplasicaktik, tiramisu yiyecektik, siskolar ve zayiflar diye dalga gececektik, sarap icecektik. Pazartesi biz hepimiz okuldaydik gene. Ne sarap vardi ama ne tiramisu ne de kahkaha. Gozyasi vardi sadece, hepimiz ordaydik ama sensizdik artik.

Bir sarki kaldi kulaklarimizda geride "Can't change what happened" bir de senin meshur sozun;
"YAPCAK BİŞEY YOK"!!!