11 Mart 2007
Yasanmis Yasananlar
Bu anilar benim mi, yoksa baskasinin mi???
05 Şubat 2007
Martı
Kanatlari olsun istiyordu. Istedigi zaman istedigi yerde olabilmek... Ucabilmek evet evet "ucmak"! Bu sehir onu isitmadigi zamanlarda baska sehirlere gidebilmek istiyordu. Onu bir sey uzdugu zaman aninda oradan uzaklasabilmek... Ve her seye yukardan bakip, iyisiyle kotusuyle her seyi ve herkesi gorebilmek istiyordu, onlarin kendilerini sundugu sekilde degil gercekten olduklari sekilde. Kanatlari olsun istiyordu. Ucmak... Sonsuz ozgurluk icin, ucabilmek istiyordu.
Hayattan beklentisi bir simit parcasi kadar kucuk olsun istiyordu. Beklentiler arttikca hayal kirikliklari, mutsuzluklari artiyordu. Sadece bir simitle dunyanin en mutlusu olabilmekti belki de asil mutluluk.
Herkes onu sevsin istiyordu. Belki adi guzel diye, belki rengi, belki, belki... Belkilerin ne onemi var ki. Sevilmek istiyordu.
Bembeyaz olmak istiyordu. Havada kanatlarini cirptikca bir kar tanesi gibi... Beyaz, temiz. Dunyanin pisliklerinden nasibini almamis. Kirlendikce grilesmemis. Saf ve tertemiz olmak istiyordu.
Bir marti olmak stiyordu... Yasaminin su son gunlerinde, olum dosegindeki bir insanin son arzusuydu bu. Bir marti olabilmek...
27 Ocak 2007
GÜNEŞ
Dün gece bir rüya gördüm. Hatirlamaya calisiyorum simdi... Hmmm, evet evet hatirliyorum. Her sey toz pembeydi sanki, her yer aydinlik. günes olmaliydi o evet günes. cünkü bakmaya calistikca gözlerim kamasiyordu. ne güzel parliyordu. sanki daha önce hic o kadar parlak olmamisti. Kafami yukari kaldirmis elimle gözlerime gölge yapmaya calisarak bakmaya calisiyordum ama nafile, o kadar göz aliyordu ki, isigindan kör oldugumu sandim bir ara...Hatirliyorum... Neden bilmem, biraz sonra yukari bakmayi birakip kafami indirdim ve karsiya bakmaya basladim. Ama hala gözlerimi acamiyordum tam. Hala parlaklik gözlerimi aliyordu. Ve evet evet bu sefer karsimdan geliyordu bu parlaklik. Bir an afalladigimi hatirliyorum. Cok sasirmistim. Günes gökte degildi cünkü. Yanibasimdaydi!!! Ilk basta tereddüt ettim, korktum, kiyamet günü oldugu bile aklima geldi. Ne komik degil mi? Insan günesten korkar mi hic? Ama eger her gün yagmurla islaniyorsaniz, size daha fazla yağıyorsa her akşam yağmurlar, evet korkar...Yanibasimdaydi günes, elimi uzattim dokundum ona. evet sicakti ama yakmiyordu beni acitmiyordu. zaten ne bitkileri ne hayvanlari ne de insanlari acitmakti amaci. Cok uzuluyordu kuraklik, susuzluk olunca, insanlar sicaktan bunalinca, bitkiler kuruyunca. Cok üzülüyordu ama elinden de bir sey gelmiyordu. ama beni incitmiyordu bu sicakligi hem de hic... Uzun uzun sohbet ettigimizi hatirliyorum gunes ile. Su an tüm konusmalarimiz aklimda yok ama hep güzel seylerden bahsetmistik. Onunlayken zaten kötü bir sey hakkinda konusmanin imkani yok gibiydi. O da cok mutluydu ben de. Söylemiyorduk ama sonsuza kadar böyle kalabilirdik sanirim. sonsuza kadar , hic susmadan...Vakit ilerledi ve vedalasma vakti geldi. Gunesti ne de olsa... dogmasi gerekiyordu. Sadece benim degil, tüm canlilarin ona ihtiyaci vardi. O da istemiyordu gitmeyi ama mecburdu. Biraz uzun, biraz hüzünlü bir vedalasmaydi. Ama günes onu hic birakmayacagini her zaman yaninda olacagini, kafasini yukari cevirip gökyüzüne bakmasi gerektigini söylüyordu giderken. Ve gökyüzündeki yerine dogru yol aldi. Sonra sabah oldu ve uyandim. Uyku sersemligini attiktan sonra üzerimden bir anda aklima geldi rüya. Hemen pencereye kostum. Perdeyi acip kafami gokyüzüne cevirdim; hava bulutlu ve yagmurluydu.
25 Ocak 2007
Anlamak İstememek
Dedim ya henuz ilk okuldaydim...
14 yil gecti aradan. Buyudum. Ilk okul siralarinda degilim artik ama ilk okul siralarindaki o bilincsiz de degilim. “Anliyorum” artik.
Egitim-ogretimde egitimin onemini anliyorum. Sadece okulda olmadigini, egitimin asil yasarken ogrenildigini biliyorum hem de orneklerle. Ugur Mumcu’yu anliyorum artik, vurulduk ey halkim unutma bizi'yi. 14 yil sonra neden Ugur Mumcu’yu andigimizi ve daha yillarca anmamiz gerektigini anliyorum.
14 yil sonra Turkiyeli bir Ermeni oldugunu soyledi diye, sirf Turkum demedi diye, Turkiye’yi senden benden hatta katilinden bile daha cok seven bir gazeteci haince olduruluyor ve ben bu durumun ehemmiyetini anlayabiliyorum. bir donem, almanya’ya calismaya giden binlerce turk’un almanya’da dogan cocuklari gibi diyorum. Almanyali Turk cocuklari nasil ki alman olmaya zorlanamazlarsa Dink’ten de kendi milletini, ozunu inkar etmesi istenemezdi. Zaten Turk olsun olmasin, ben, “Fransa’daki yasa tasarisi kabul edilirse gidip turkler ermeni soykirimi yapmamistir” lafini soyleyen birinin bu milleti ne kadar sevdigini anliyorum.
“Yasasin halklarin kardesligi” “hepimiz ermeniyiz” “ne mutlu turkiyeliyim diyene” derken artik dil, din, irk, renk, mezhep hatta cinsiyet ayrimlarina son verip sadece yurtta baris, cihanda baris istendigini anliyorum. Ortak amacin; zamaninda her milletten yeterince kan dokuldugu, artik daha fazla kan akitilmak istenmedigi oldugunu, torunlarimizin da bizler gibi dedelerinden bahsederken “bu topraklar ugruna olduler” yerine “bir arada baris icinde yasadilar” dedirtebilmek oldugunu anliyorum.
Bir zamanlar kucuktum ve ugur mumcu cinayetinin insan hak ve ozgurlukleri icin ehemmiyetini anlayamamistim.
Peki ama herkes mi kucuktu. Hrant Dink cinayetinin ardindan bir cetenin oldugu bu kadar belli iken cikip milliyetci duygularla islenmis bir cinayettir aciklamasini yapanlar hic de kucuk degiller. Hrant dink’e “turklügü asagilamistir” damgasini vuranlar da ya da “bir dost” vasitasiyla alenen onu tehit edenler de.
Trabzon’da gencler linc edilmeye calisildiginda da kucuk degillerdi, bir papaz vuruldugunda da. Onlar, Ugur Mumcu olduruldugunde, aslinda dusunce ozgurlugunun vuruldugunu anlayabilecek kadar buyuklerdi.
O zaman butun bu olanlari arkasindaki gercekleri, yarattigi tehdit ve tehlikeleri ve durumun ciddiyetini nasil anlamazlar.
Yok yok anlamamak mumkun degil. Bu olsa olsa cikarlari dogrultusunda “anlamak istememek”.
06 Ocak 2007
Geçmişten Bahsederken Gülümseyebilmek
Pismanliklari oluyor insanin, hatalari. Sonunun nasil olacagini -aslinda- bile bile engel olamiyor insan kendine, atese atlarken. Illa yasak elmadan isirmak istiyor bir kere bile olsa. Yasak olmasi belki de cekici geliyor.
Ama sonrasi; "hüsran".
Bazen istemeden kotu noktalaniyor hayatinin bir kesiti insanin. Elinden gelen her seyi yapiyor ama oyun kurallarini bilmedigi icin, kuralina göre oynayamiyor.
Gecmise baktiginda tekrar tekrar yasak elmayi ısırışı ya da maglubiyetleri geliyor aklina. Kendiyle barisik olmaya calisiyor her seferinde artik guzel seyler hatirlamak istedigini soyluyor ama sadece yerinde sayiyor. Dünden bile bahsederken üzülüyor.
Bana, akip giden zamanin, acilarimizi giyinen pisligin teki oldugu soyleniyor
.....
Derken iki sene oncesinden bir ses duyuyor. Tipki iki sene once ona sadece onun seslendigi sekilde seslenen... Ikı sene once, eylul ayinda hayatinin en guzel sonbaharını yasadigi donemden. Birden etrafta dolasan karabulutlar kayboluyor. Sanki gecenin ikisinde gunes doguyor aniden, etraf aydinlaniyor. Tum kotu gunler gidiyor ve o karabulutlar ardina atilmis guzel gunler tekrar canlaniyor hafizalarda.
Ve tesadufi bir sekilde birden olumsuzlesiyor hayatin bir donemi; bir sarkiyla, bir sozle, bir filmle ya da hepsiyle...
Gülümsüyor insan. Kocaman bir gülücük...
http://www.youtube.com/watch?v=jayvplLNS8o
04 Ocak 2007
Dost ve Boşver
-bosver ya takma kafana.
- biliyor musun biz ayrildik. iki senedir beraberdik. ve artik o yok.
- bosver, baska birini bulursun.
-annemle tartistik. sanirim bir sure konusmayacagiz.
- bosver bir sey olmaz. duzelir iki gune kadar araniz.
...
Ne kadar kolay olurdu hayat, bosverebilseydik. Zaman zaman yasadigimiz maglubiyetleri umursamasak, sanki hic birsey olmamis gibi yasamaya devam edebilsek. Ne kadar kolay olurdu bizim icin en zor olani bosverebilmeyi basarsaydik. Ama olmuyor iste. Deniyoruz fakat bosveremiyoruz. Zaten bosveremedigimiz icin birileri ile paylasma ihtiyaci duyuyoruz. Bazen sadece anlatip rahatlamak istiyoruz, Bazense yureklendirici bir cift soz.
Ve dostlar... Bosveremedigimiz zamanlardaki siginilacak liman. Söz gumusse sukutun altin oldugunu bilip, bosver'lerle sizi gecistirmeye calismadan, yeri geldiginde sadece dinleyenler.
Dost ve bosver, ayni cumlede tezat yaratirlar.
03 Ocak 2007
Askin Kimyasi
Bu kararlilik bazen bir benzen kadar zararli olabilir. Vücuttan iceri alinir, hücrelerinize kadar hic bozulmadan ilerler ve yavasca adami kanser eder.
Bazen aseton gibi iyi bir cozucu olabilir. Hayattaki tüm sorunlarimizi cözmemizi saglar, her seye pozitif yaklasmamizi.
Eger asik oldugunuz kisi de sizi seviyorsa denge reaksiyonu gibidir ancak bazi dis etkenler bu dengeyi bozabilir.
Bazen bir alkin gibi 3 bag yaparsiniz asik oldugunuz kisiyle. Olabildigince cok bagini siz ele gecirmek istersiniz cunku baskasiyla paylasmaya kiyamazsiniz. Ancak asla tümünü ele geciremezsiniz.
Metanol etkisi yapar, ask. Gözlerinizi kör edebilir. Aman dikkat!
Bazen 3 ya da 4 karbonlu halkalar gibidir. Siz birine asiksinizdir. o ise baska birine. bambaska biri de size….
Diklorometan gibi kaynama noktasi cok düsüktür bazen. aninda ucup gidebilir. Eser kalmaz.
Damitilmis su gibidir, saftir.
Organik bir birlesigin nmr spektroskopisi'nde verdigi "peak"ler gibi, ask da, bazen bir sarkida, bazen romantik bir filmde bazense bir parfüm kokusunda kalbimizde tepecikler olusmasina neden olur.
Kisacasi ask; kompleks olusturur kalbimiz, bedenimiz ve beynimizle!